| |
Kendini Doğrulayan Kehanet
|
Erhan Şibik
|
|
|
|
|
|
|
İnsan psikolojisinin karmaşık tünellerinde gezinirken mükemmeli ve sınırsızlığı yaşıyoruz. Bunun bilincinde olup bireyin önünü açmalı ve ona olanaklar tanımalıyız. Bunu yaptığımızda aklın ve duygunun sınırlarının yavaş yavaş gelişip, fark edilir bir ilerleme safhasına girdiğini göreceksiniz. Bunu ben söylemiyorum. Bilim adamları söylüyor. İstiyorsanız gelin onların dediklerine bir kulak verelim.
Psikoloji tarihinde dönüm noktası olan araştırmalardan bir tanesi Rosenthal ve arkadaşlarının yaptığı bir çalışmadır. Bir grup psikolog çeşitli ilkokullarda ders yılı başında sınıflarda zekâ testi uygular ve bir süre sonra öğretmene, her sınıfta 4 öğrencinin üstün zekâlı olduğunu, ancak bunu çocuklara aktarmamasını söylerler. Gerçekte öğretmene isimleri bildirilen çocuklar üstün zekâlı olmayıp, isimleri kurayla saptanmış olan çocuklardır. Ders yılı sonunda bu çocukların başarılarının yükseldiği görülmüştür. Bu araştırma büyük yankılar yapmış ve Rosenthal buna "Kendini Doğrulayan Kehanet" adını vermiştir.
Bu araştırmayı küçümsemek büyük aptallık olur diye düşünüyorum. Eğitim sistemimizde bu araştırmayı değerlendirmek gerekir kanısındayım. Araştırmanın kendi eğitim sistemimize uygun olarak kullanmak büyük faydalar sağlayacaktır. Günlük hayatta kullandığımız ifadeler ve sıfatları düşündüğümde çocukların ve gençlerin önüne ne kadar büyük engeller koyduğumuzu fark etmemek körlük olur.
Bakın günlük hayatta kullandığız olumsuz ifadeler ve sıfatlar:
“Senden ne köy olur ,ne de kasaba, işe yaramaz, savruk, akılsız, kafasız, tembel, boş adam, vurdum duymaz, işsiz güçsüz, bir baltaya sap olmayan, lüzumsuz, yetersiz, kendi burnunun dikine giden, başarısız, sana verdiğim emekler haram olsun, sütüm haram olsun, hayırsız, faydasız, boş gelip boş giden, yaramaz,yetenek düşmanı, ömrümü tükettin, karaktersiz, kendini bilmez, geri zekalı …” Bunları işiten ve içinde hisseden bireylerin psikolojisini anlamak hiç güç olmasa gerek .
Şimdi bunların yerine şu olumlu ifadeleri kullanalım ve değişimi görelim:
“ İstediğin her şeyi yapabilirsin, sen çok farklısın, benim için değerlisin, başarabileceğine inanıyorum, hayal gücüne hayranım, başarı abidesisin, çok zekisin, artık sen bir bireysin, tek başına ayakların üstünde durabilirsin, senin verdiğin kararlara saygı duyuyorum, en güzeli bilirsin, güzeller güzeli, akıllım benim, üstün zekalı çocuklarım, güneşim, hayatımın anlamı, hedefinize ulaşacak gücü görebiliyorum sizde, geleceğimizsiniz, yetenekli, büyük adam olacaksın, buna eminim, ülkemizin parlayan yıldızı …”
Bunları işiten ve içinde hisseden bireylerin psikolojisini anlamak hiç güç olmasa gerek .
Marianne Williamson bakın ne diyor !
“En büyük korkularımız yetersiz olmak değildir; en büyük korkumuz sınırsız güce sahip olmaktır. Bizi en çok korkutan karanlığımız değil,aydınlığımızdır.
Kendimize sorarız:
Ben kimim ki akıllı, çok güzel,yetenekli ya da olağanüstü olayım? Aslında neden bunları olmayasınız? Siz Allahın yarattığı bir varlıksınız. Küçük oynarsınız, dünyanın işine yaramazsınız. Öteki insanlar çevrenizde kendilerine güvenli olsunlar diye kendinizi küçültmeniz anlamsız. Bu dünyada Allahın içimizdeki ışığını yansıtmak için geldik. Bu ışık yalnızca birkaçımızda değil, hepimizdedir, tek tek her birimizdedir. Biz ışığımızı yansıttıkça, bilmeden de olsa, öteki insanlara da aynı şeyi yapma olanağını tanırız.
Biz kendi korkularımızdan kurtuldukça, varlığımızla başka insanların da özgür olmalarını sağlarız.”
Köşe yazımı bitirirken güzeli söylemek ve güzeli beklemek en doğru yaklaşım olacağını düşünüyorum. İçimizdeki ışığı yansıtmak ve korkularımızdan arınmak hepimizin başaracağı bir durumdur.
Başarırım
Yaparsın
Zeki
Severiz
Güzelsiniz
Bireyler
İyi günler …
|
|
[393
kişi okudu]
[2
kişi yorum yaptı]
|
|
| YORUMLAR |
|
Kamuş (08.02.2010)
İnsanları huzursuz eden yaşadıkları olaylar değil,onları nasıl algıladıkları ve iç dünyalarında nasıl harmanladıklarıdır.
Yüreğinizden akan; algıları açacak kuvvetli bir iksir...
Kaleminizden yansıyan; ruhu dirilten renkli ışık hüzmeleri...
Yüreğinize ve kaleminize sağlık...
Halis Ayhanlı (28.01.2010)
Saygıdeğer Hocam, sizin yazınızı okurken içimden okyanus ötesi keşfe gidenlerin heyecanına benzer bir heyecan hissettim. Birey olmak demek bir anlamda kendi varlığımıza ve başkalarının hele ki eğitim sorumluluklarını üzerine aldığımız çocuklarımızın varlıklarına inanmak, kendimize ve aonlara ümitvar bir gerçek dünya tasavvuru yaratmaktır diye düşünürüm bir anlamda...
Yıllarca hiçbirşey olmayacağına adeta inandırılmış bir milletin yeniden dizleri üzerinde doğrulup uzaklara bakması, aşılacak dağlar ve geçilecek denizler araması, başarıyı kendine yakın görmesi, milleti için ve kendisi için güneşin doğuşuna kilitlenmesi ne güzel! Yazınızı -ve diğer yazılarınızı da tabi ki!- hep yeni bir birey ve yeni bir kuşağın inşa çabasının kelimelere dönüşmüş alınteri olarak okudum, hissettim... iyi ki birey olarak varsınız... İyi ki güçlü bireylerin eğitimi için çalışıyorsunuz... İyi ki yazıyorsunuz...
Saygılarımla...
|
|
|