| |
Cumhuriyet Dönemi Şiirinde "Yol"
|
Rıfkı Kaymaz
|
|
|
|
|
|
|
Cumhuriyet Devri şiirimizde YOL, bir yandan “Memleket Edebiyatı” anlayışıyla; gurbeti, ayrılığı, ölümü hatırlatırken, bir yandan da, toplumdan ayrılmak ve arzuladığı âleme sığınmak isteyen şairlerimizin de seyahat arzusuyla birlikte geçmektedir.
Anadolu coğrafyasının insanımıza tesiriyle onda uyandırdığı duygular nelerdir? Kıvrım kıvrım uzayan, tükenmeyen yollar ona; ayrılığı, gurbeti, yokluğu hatırlatır.
Yolun halk kültüründe de tesirlerini fazlasıyla görmekteyiz. Halkımız arasında yaşayan, “Ömür biter, yol bitmez” sözü, yolların insanımız üzerinde, onun kültüründeki tesirini göstermektedir.
Yollar, insanın en yakın dostudur. Onunla istenilenin bulunmadığı toplumdan, kalabalıktan kaçılır. Onunla arzulanan âlemlere gidilir. Seyahat arzusu bu yollarda tatmin edilir.
Anadolu’yu çepeçevre kuşatan, sonsuz yollar, Anadolu’yu anlatan şairlerimiz tarafından işlenmiştir. Bu şiirlerde, yolların onlarda uyandırdığı duyguları görmekteyiz.
Yol, Faruk Nafız ÇAMLIBEL’e; gurbeti, ayrılığı, ölümü hatırlatıyor. Şair, Anadolu’ya yönelen bir edebiyatın, bir memleket edebiyatının şairi olduğu için, ona, Anadolu’yu kuşatan yolların Anadolu insanında uyandırdığı tesir hakimdir.
“Han Duvarları” şiirinde gördüğümüz gibi şair, üç günlük seyahatinde; uğradığı hanları, insanları, “uzayan, kıvrılan yollar”ı anlatıyor. Bu yollar, onu ufka bağlayan yollardır.
“Bir ıslıkla uzayan, dönen, kıvrılan yollar,
Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar,
Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu,
Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi,
Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine,
Yol, hep yol, daima yol... Bitmiyor düzlük yine.
Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
Sonun ademdir diyor, insana yolun hali.
Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz gitgide,
İki dağ ortasında boğulan bir geçide.
Ey köyleri hududa bağlayan yaslı yollar,
Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!”(1)
Araba ile köyüne gitmekte olan yolcu, köydeki sevgilisini düşünür. Yollar uzundur, sonsuzdur. Şair, tasalarının da sonsuz olduğunu düşünerek yollarla bir ilgi kuruyor;
“-Gurbet ademden kara, hasret ölümden acı,
Ne zaman tükenecek bu yollar arabacı?
-Henüz bana “Yolunun sonu budur!” denmedi,
Ben ömrümü harcadım, bu yollar tükenmedi.
-Atları hızlı sür ki, köye pek geç varmasın,
Nişanlımın gözleri yollarda kararmasın.
-Düştüğüm yollar gibi sonsuzdur benim tasam,
Bekleyenim olsa da, razıyım kavuşmasam...
-Bir kere görse gözüm köyün aydınlığını,
Kül bağlar içerimde bu kızıl kör yığını.
-Senin de yolun biter, diner gözünde yaşlar,
Benim uğursuz yolum, bittiği yerde başlar!”(2)
Necip Fazıl KISAKÜREK, “Yollar ve Gökler” adlı şiirinde, yolların ve göklerin sırlarını kurcalar.
“Üst üste alt altalar,
Bende gökler ve yollar,
Gökler, kat kat mavilik,
Yollar, kol kol servilik.
Yollar nereye gider?
Ve ne düşünür gökler?
Göklerin bir sırrı var,
Onu arıyor yollar,
Gökler suda titriyor,
Yollar suda bitiyor,
Göklerin gözü yerde,
Yollarınki göklerde.
Bu yollarda izimiz,
Bu göklerde gizlimiz,
Yollar, beni vardırın!
Gökler, tutup kaldırın!”(3)
“Yollar nereye gider,
Ve ne düşünür Gökler?” bize sonsuzluğu düşündürüyor. Gökler sır doludur. Yollar, onun bu sırlarını aramaktadır. Şair, yollara ve göklere mana yükleyerek, onların kendisini özlediği âleme götürecek vasıtalar olduklarına inanıyor.
Şair, annesine yazdığı mektupta, hayallerinde, “yollara” düştüğünü söyler. Bu yollar, onu gurbetten kurtaracak, annesine kavuşturacak yollardır. Gurbet, ona bu yolları düşündürün;
“Böylece bir lâhza kaldığım zaman,
Geceyi koynuma aldığım zaman,
Gözlerim kapanıp daldığım zaman,
Yeniden yollara düzülmekteyim.”(4)
“Çile” şiirinde;
“Yollar bir yumaktır, uzun dolaşık”(5) diyen şair, “Kaldırımlar” adlı şiirinde, şehir ortasında yaşanılan ferdi yalnızlık, onu kaldırımlara, yollara dost eder, yollar onunla birlikte gider;
“Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim yol gitsin;
İki yanımdan aksın, seller gibi fenerler.
Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin,
Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.”(6)
Bedri Rahmi EYÜPOĞLU, yolları özler,
“Gözlerimin bahçesinde buram buram tüten yollar”(7)
Şair, ölümden evvel, “yollara düşmeyi” arzular. O, bu yollarda bir şeyler bulacağı inancındadır.
“Ölmüş eşek kurttan korkmaz,
Biz daha ölmedik oğul,
Gel bir sefer eyleyelim,
Düşelim yollara yollara
Kaybeyledik dost yüzünü,
Düşmüş dillere dillere.
Gel bir sefer eyleyelim,
Düşelim yollara yollara.
Dizimize kara sular inmeden,
Gözümüze ak perdeler durmadan,
Tepemize kara kuzgun konmadan,
Gel bir sefer eyleyelim,
Düşelim yollara yollara.
Daha dağarcıkta balımız var,
Damarda bir deli kanımız var,
Kuş gibi çırpınır canımız var,
Gel bir sefer eyleyelim,
Düşelim yollara yollara.”(8)
Cahit KÜLEBİ’de bitmeyen yollar, yurdumuzu baştanbaşa dolanır.
Şair, yolları bir ırmak, Karacaoğlan’ı kayık olarak anlatır.
“Bir ucu yollara bağlı,
Küçük, daracık bir oda,
Ömür tükenir, yollar bitmez,
Taşıtlar gibi eskir insanlar da.
Yollar bitmeden yollar başlar,
Tekerler değil, döner başın.
Irmaklar gibi çarğına çarğına
Akıp gitmektir işin.
Yürü güzel yol, uzun yol,
Yurdumuzu baştanbaşa dolan!
Sen bir ulu ırmaksın, bir küçük,
Kayıktı vaktiyle Karacaoğlan.
Yollar bitmeden, yollar başlar,
Kağnılar, kamyonlar, trenler, gemiler,
Küçük, daracık bir oda,
Kartallar gibi akşamlar iner.”(9)
Şair Karacaoğlan’ın şahsında, âşıklarla yol arasında bir ilgi kuruyor. Âşık, sevgilisi için yollara düşer. Şair de, bu anlayışla Kerem gibi yollara düşer.
“Böyle deyip Kerem gibi düştüm yollara,
Trenler, gemiler, arabalar,
Uçsuz bucaksız yurdumun göklerinde,
Beni kuş gibi uçurdular.”(10)
Arif Nihat ASYA; sonsuz olan, uzun olan yollarda, Aslı’sının peşinden gider. O, yıllardır bu yollarda perişan, helâk olmuştur;
“Yıllar yılı yollarda helâkim, hederim...
Yollar ebedi... Aslı gider, ben giderim...
Bir öyle hirâmı var ki, destur verse,
Üslûbunu eş’arıma üslûp ederim.”(11)
“Artık uzanmak istesem,
Bağlarına eli ermez...
Yollar, aşılmaz yollar ki,
Getirmiş beni, götürmez.”(12)
Aşılmaz yolların kendisini götürmediğini söyleyen şair, sevgilisinin bir tat olan adını başka dünyalara götürürken yollardan kopamaz. Bu yollar, onu başka dünyalara götürmektedir:
“Yollar görüyorum,
Dilimde bir tat olan adını,
Öbür dünyalara götürüyorum...
Yollar, yollar, yollar görüyorum.”(13)
(Cumhuriyet Dönemi Şiirimizde Sonsuzluk, Atatürk Ü. TDE Bölümü mezuniyet tezinden, 1972)
(1) Faruk Nafiz, Han Duvarları, s. 3, (Han Duvarları)
(2) Faruk Nafiz, Han Duvarları, s. 13, (Yolcu ile Arabacı)
(3) Necip Fazıl, Şiirlerim, s. 181, (Yollar ve Gökler)
(4) a.g.e., s. 122, (Anneme Mektup)
(5) Necip Fazıl, Şiirlerim, s. 17, (Çile)
(6) Necip Fazıl, Şiirlerim, s. 49, (Kaldırımlar)
(7) Bedri Rahmi, Karadut, s. 29, (Gözlerimin Bahçesinde)
(8) a.g.e., s. 118, (Yollara Yollara)
(9) Cahit Külebi, Şiirler, s. 252, (Varsağı)
(10) a.g.e., s. 119, (Denizin Getirdikleri)
(11) A. N. Asya, Rubaiyat-ı Ârif, s. 32.
(12) A. N. Asya, B. B. R. Bekliyor, s. 63, (Mektup)
(13) A. N. Asya, B. B. R. Bekliyor, s. 46, (Mektup)
|
|
[238
kişi okudu]
[2
kişi yorum yaptı]
|
|
| YORUMLAR |
|
Bahar (03.02.2010)
Süper bir çalışma.
Ellerinize sağlık.
Halis Ayhanlı (01.02.2010)
Bu bir teknik çalışma olmasına rağmen beni uzaklara götürdü. Şairlerin kalbindeki yola koyulmadan da olmaz ki!... Beni ta lise yıllarına götürdü ilk paragrafı, belki de benzeri mecazlara ve benzeri temalara başvurduğumdan...
Teşekkürler...
|
|
|