| |
Dostum..
|
Tuğçe Şahin
|
|
|
|
|
|
|
Dostum, sana açıktan açığa yazdığım bir mektuptur bu. İçimdeki dostluk okyanusunun kalemimin ucundan sızabildiği kadar bir yazdır bu.
Biz yan yana geldiğimiz zaman, zamanı durdururduk. Birkaç saniyede birkaç hayat yaşardık. Aşka dair konuşurduk. İçimizdeki aşk parçalarından bütünler kurardık. Kurduğumuz bütün hayalleri aşka kadar parçalardık. İmkânsız olmalı, derdin sen. Umut dolu olmalı, derdim ben. Döktüğümüz sözlerde hem umudu hem imkânsızlığı yaşardık.
Ben bir kelime söylerdim. Sen destanlar yazardın. Bir beyit çıkagelirdi kalbimden, daha ilk harfini söylemeden, kasideleri seriverirdin sen.
Bahar gelmiş derdim ben. Benimle kıştaymış, bensiz bahar gelmiş O’nun kalbine. Gözlerimden yaşlar düşerdi. Sen başını omzuma koyardın. Edebiyatın en derin cümlelerini seçerdin, kalbime koyardın. Düşen her gözyaşımda ben edebiyata doyardım.
Günden bembeyaz nurlar yağarken, şehri beyaza boyarken… Beyaz kelebekler, derdin sen. Beyaz kelebekler nur olup düşmüşler göklerde baharı beklerken…
Öyle içten konuşurduk ki, kimse duymazdı sözlerimizi. Ama kalplerimiz birbirine öyle açıktı, gökyüzünden maviydi sözlerimiz.
Geceleri sokak sokak gezerdik, ellerimiz ceplerimizde, yıldızları sayarak… Aynı yıldızı tutardık, aynı anda ıslık çalardık. Sonra durup birbirimize bakardık. Gözlerimizin kahverengisinde en eski hikâyeleri yaşardık.
Züleyha olurdun sen, Yusuf’u anlatırdın. Yusuf, derdin. Yusuf göklerden sana selam söylerdi. Yusuf derdin, ben Mısr’lı kadınlar gibi parmaklarımı keserdim.
Bir şehir, derdim ben. Sen, İstanbul derdin. Öyle içten derdin ki, İstanbul’u yeniden fethederdin. Maltepe sokaklarında dolaşırdık. Gece yarısı ayak seslerimiz birbirine karışırken, aslında aynı anda uykuya dalardık.
|
|
[317
kişi okudu]
[2
kişi yorum yaptı]
|
|
| YORUMLAR |
|
Halis Ayhanlı Editör (28.01.2010 12:48:01)
Deniz Kabukçu ve Tuğçe Şahin ikilisini bir arada okumak, ikisini de birlikte düşünmek bir gereklilik artık. Her ikisinin yazıları beklemek de sözü edilmeyen bir gerçek benim için. Adeta başka bir dönemden ve dünyadan gelen mektuplar gibi okuyorum bu değerli metinleri...
Bazen geleneksel hazşinelarimizle köprüler kuruyorum onlar sayesinde, bazen de "Dostum" yazısında olduğu gibi hayatımızın ve insanın değerli hallerinin derinlerine gidiyorum.
İyiki varsınız diyorum. Zira siz olmasaydınız, bazı olağanüstü hayat ve duygu hallerini bu kadar güzel müşahhas metinlerde göremiyecektim, isimlendiremeyecektim.
Kalpten diliyorumki, yazılarınız hiç sona ermesin! İlhamlarınız hiç susmasın! Yine diliyorumki, sizi önümüzdeki kısa zamanda kitap sahibi yazarlar olarak görelim...
Her ikinize de kalpten teşekkürler... Saygılarımla...
deniz (27.01.2010 22:47:03)
Sen henüz papatya tüccarlığından bihaberken, ve ben, senin bihaberliğinden habersiz, deniz kabuğumu sende kaybetmişken. Bir papatya aldın, bin papatya verdin, değiş tokuşla başladı oyunumuz.
Eksik yanımı tamamladın diyeydi dostluğumuz, eksik yanını tamamladım diyeydi yolculuğumuz.
Sanki aşk bir oyundu, içinde kaybolduğumuz...
Aşk diyordum, sadece umutsuz, aşkı değil de onu anlatmayı seven ben, sana yıllarca aşktan bahsetmek istiyordum, aç ve susuz…
Ben hüzne âşıkken, hüzün sana yakışıyordu, göz kapakların buluttu, bir Fırtına yaklaşıyordu,
Ve seni bekliyordu çöller; yağmursuz.
Gözyaşların kalemime mürekkep oluyordu, dilimden Atilla İlhan dökülyordu, yarım okuyordum ben hep şiirleri, sen getiriyordun sonunu, sonra susuyorduk, sus deyip adıyla başlıyorduk, konuşmak, fütursuz… Konuşmak lüzumsuz.
Uzun bir yazıydı niyetim, ancak benim kelamım sensiz hükümsüz, bildim. Senin yanına yakışsın istedim kelimelerim, seni içine alsın cümlelerim. Ve her kim okursa yazını, diledim ardından ben geleyim…
|
|
|