|
|
|
|
Sahneye kendini yavaşça bıraktı. Yıllar sonra ki ilk oyununda tam da aklından geçtiği gibi olmuştu; salonda yirmi kişi ancak vardı.
Komik diye geçirdi içinden. Kendini bu toza adamış bir insan… ama izleyicisi sadece yirmi kişi. Bir sigara yaktı pervasızca. “ Oyun iptal! ” dedi size bugün öykü anlatacağım hayatımın öyküsü, canımın öyküsü, benim öyküm…
“ Öncelikle herkesi sevgi ve saygıyla selamlamıyorum bunu bilesiniz. Tanımadığım insanlara sevgi duymamı benden bekleyemezsiniz. Sizler yani kendisine başka bir oyun yokmuş gibi benim oyunumu seçen şanssız insanlar size bir çift sözüm var. Lütfen dinleyiniz!
-Sigarasını söndürdü-
Beni tanıyor musunuz? Ben de sizi tanımıyorum. Alkolik herifin tekiyim ben kendimi şişelere vurmuşum onlardan bir haber beklerim. Bu kırmızı burun, bu kan çanağı gözler ondandır. Yıllar sonra oynadığım ilk oyundur bu; aslında oynamıyorum ya oynasaydım ilk olacaktı - zaten aptal değilseniz anlarsınız diye geçirdi içinden.- - Aptalsanız sorun yok anlamayın. - Sakallarım yedi senelik merak ederseniz diye söylüyorum. Gerçi neden merak edesiniz size ne. Ama gene de şu kırlaşma canımı sıkmıyor değil zaten o kırlaşmanın da sizinle bir alakası yok ama olsun bilin gene de sakallarımda ki kırlar canımı sıkıyor.
Ben bundan seneler önce kendi başıma bir oyun kurguladım. Çıktım oynadım. O zamanlar sizin etrafınız da boş değildi hem. Salon doluydu yani anlayacağınız.
Kötüyü övdüm oyunumda. Yüzlerce insan arasında kötüyü övdüm ben. Tek bir alkış dahi alamadım oynarken. Aslında bundan mutlu oldum desem yeridir kötüyü oynayan bir insan alkış almazsa; kötü oynuyor demektir, ki bu da oyunun amacına ulaşmakta olduğunu gösterir.
Şimdi bir düşünün kötü nedir? İyi nedir?
İyilerin koyduğu kurallara rağmen nasıl olurda kötüler hep kazanır!Çünkü iyi olan kötüdür; kötü olan da iyi.
“Aranızda matematik dehası var mı? Aslında dehaya falan gerek yok basit matematik bilen var mı?
Yok yani. Her neyse iyiye b; kötüye a dersek b=a çıkar bu da bizim için matematiğin çöktüğü noktadır. Konumuz ile alakası bulunmamakta hiç işte laf olsun diye söyledim”
İşte ben bu oyunumda bir kötünün durumunu anlattım! Daha doğrusu kötünün öncesini sonrasını anlattım. Kötünün kim olduğunu değil; neden kötü olduğunu anlattım.
-Sigara yaktı, rahat tavrını sürdürmeye devam etti; ara ara konuşma sırasında sinirlenmesine sinirlendi. -
Biliyor musunuz ben onlara çevrenizde kilerin bir “hiç” olduğunu anlattım. Dünyadan bir haber mahlûklar olduklarını fısıldadım kulaklarına. İyinin var olmadığından bahsettim. İyilik edenin sonu boktur dedim bağıra bağıra. “Düşünmeyin, kafanız yetmez yüreğiniz olmadıktan sonra” dedim. Birçoğu zengin, elit denen kesimdi. Homurdanma oldu kimi sıra. Gururlarına yediremediler herhalde, benim gibi salaş birinin onlara bunları söylemesini. Oysaki anlarlar diye ummuştum övgü dolu sözlerimi.
Barışı neden güvercinle resmederler bilir misiniz siz? Güvercinler taklacı hayvanlardır çünkü tıpkı barış gibi, her an taklaya gelebilirler. Dedim ya: güvercin taklacı hayvandır, ondandır barışı güvercinle resmetmeleri. Biliyor musunuz!.. Bende taklaya geldim bir ara, küstüm herkese daha doğrusu kendime. Fark ettim ki; Eğer bir insan kendisiyle yapayalnız kalırsa uzun süre; ya kendisi onu öldürür ya da öldürür o kendisini üstelik sessizce.
-Bitti sigarası, insanlar huzursuzlanmaya başladı ama O devam etti.-
Biliyor musunuz? Bu benim son tiyatromdu çünkü siz buradan çıkıp içeride gerekli olanları yapmadığımı söylediğinizde benim işime son verecekler. Sizi bir çıkmaza soktum galiba. Gidip şikâyet etseniz bana olan desteklerini çekecekler fakat etmezseniz boşu boşuna bana destek olmuş olacaklar. Yönetime yapılan kötülük bana yapılan iyilik olacak; yönetime yapılan iyilikse bana yapılan bir kötülük. Hayat böyle işte ne yaparsanız yapın birileri için iyi birileri için kötü olmak zorundasınız. İnsanlığın yarattığı salak kavramlarda boğulmak zorundasınız “iyi” ve “kötü”. Bu kötüdür demekle o kötü olamaz. Aslında kötü olmak diye bir şey dahi olamaz. Herkes iyidir, herkes temizdir, saftır ama şartlar... Şartlar herkeste çok farklıdır.
Benim diyeceğim bu kadar. Hayatı boyunca ne kadar yalnızlık varsa yaşamış ne kadar ayıp varsa görmüş ve ne kadar çaresizlik varsa kalmış bir insanı dinlediniz. Sigarasının dumanında anlam arayan, hayatını rakıyla karıştıran bir adamı dinlediniz. Bir daha asla görmeyeceğiniz, duymayacağınız, tekrardan balıkçı teknelerine dönen bir adamı gördünüz. Duydunuz bugün, gördünüz. Belki de birazcık da olsa düşündünüz ama biliyorum ki hiç birisini hatırlamadığınız gibi benim de size aslında hiçbir şey anlatmadığımı düşüneceksiniz. Yetmezmiş gibi beni çatlak ilan edip eviniz de bana güleceksiniz. Yazık! Sizlere sadece acırım! ”
Geldiğinin aksine hızlı hızlı hareket etti. Bir yandan bir şeyler homurdanıyor diğer yandan paltosunu giyiyordu bir an önce denize varmak istiyordu. Sonsuzluğa. Ait olduğu uçsuz bucaksızlığa… Balıkçı teknesinde mutlulukla birlikte yaşıyorlardı, insanlardan uzak, bir başlarına, hiçbir şeysiz üstelik. Bir güvercin pislemiş olmalıydı yolda gelirken paltosuna. Gülümsedi… Hiç görmediği o güvercine seslendi:
“İyinin ve kötünün ötesindeyiz taklacı; iyinin ve kötünün ötesindeyiz.”
|
|