|
|
|
|
|
-Gazetem hazır mı?
-Tabi, buyur abi.
-Hadi kolay gelsin.
Eşi öldüğü gün verdi emeklilik dilekçesini. Emekli olduğu günden beri hep aynı şeyi yaptı. Önce gazetesini aldı sonra bir gar’a gitti. Gazetesini aldı almasına da üzerinden on bir yıl geçti tek bir satır dahi okumadı. Garları seçti gitmek için zaten vedaların böylesine yoğun yaşandığı başka neresi vardı? Bir banka oturdu, çay istedi, bir de sigara yaktı. Hani sevmişti eşini ama O daha farklı bir acı çekiyordu. Yirmi üç senelik evliliğin sonunda ki sevgi bir başka oluyordu. Belki bir dostluğa dönüşüyordu. Zaten adı da böyle konmuştu “hayat arkadaşı” . Hayat arkadaşını kaybetti kaybedeli banklardan ayrılmadı, gazete almamazlık yapmadı, tek bir gün olsun vedalaşmaları seyretmeden evine gitmedi. Alışamadı.
İşte öyle bir sabah gene oturdu bankına, gene aldı çayını, gene yaktı sigarasını, gene seyretmeye koyuldu insanları.Hah işte geliyordu! Günün ilk treni gene bağıra çağıra geliyordu –çok güzel bir şey yaptığını sanıyordu herhalde; bağıra çağıra geldiğine göre- ve herkeste hazır olda o treni bekliyordu. Önce babasından ayrılan küçük kızı seyretti, sonra sevgilisinden ayrılan delikanlıyı, birkaç günlük tatil için gelen annesini uğurlayan kadını. Seyretti, seyretti. Elini gazeteye uzattı bir ara bakmaya cesaret edemedi; yapamadı. Tren yavaş yavaş hareket ederken, O bir yerlerde kendinden bir parça aradı. Eskiden olsa trenin peşinden koşarlardı şimdilerde iyice azaldı diye geçirdi içinden. El sallayanlara el salladı hiç düşünmeden. Ağlayan birkaç kişi dikkatini çekti; sonrasında izlemedi, vazgeçti. Kim bilir kimler bir daha birbirini asla görmeyecekti. Kim bilir kaç kişi bu gar’dan, bu trenden ve bugünden nefret edecekti, önünde kim bilir kimlerin kaderi yazıldı, silindi…
Kabullenmesi gereken bir omuz dolusu duygu ve bir akıl fikir dolusu gerçek vardı… İnsan altmışından sonra hayata küser miydi hiç! Kendisine itiraf edemediği bir çok duyguyu barındırır mıydı gönlünde. Kabullenir miydi böylesine pes etmeyi. Kabullenirdi ya elbette. Büyüdükçe öğreniyordu ya insan diz çökmeyi… Diz çöktü işte söylendi kendi kendine:
“Alışamadım… Yokluğunun her gün yarattığı o kahrolası ızdraba dayanamaz oldum. Tarihleri hiç atlatmadım biliyor musun? Sen gittin gideli doksan dokuz şubat’ı bende zaman… Biliyorum,biliyorum elbette baharlar geldi ve hatta geçti. Üstelik bir değil iki değil on defa geldiler, geçtiler. Ben yaşamadım o baharları. Ben o baharlarda hep öldüm, sen bir öldün gittin ardından ben on kez öldüm. Al bak şu gazeteye hiç dokunmadım tarihi görmek istemedim, üzerinden kim bilir kaç zehir zemberek yıl geçmiş bilmek istemedim. Ama sen yoksun iki gözüm. Hala yoksun… Şubatlar soğuk oluyor, ısınamaz oldum iyice. Sen beni çok aksatır oldun gizliden gizliye.” |
|