|
|
|
|
Hey gidi üstad hey!
Seni de mi aldı yalnızlık kervanı,
Sen de mi kaldın apansız bir başına?
Hoşuna mı gidiyor yoksa mecburiyetten mi
Dalıp dalıp gitmeler ışıltısına Ankara’nın,
Bir balkonun penceresinden seyretmek olup biten herşeyi?
Sessizliği kırbaçlayan mısralar şarkıdaki
İyi mi geliyor yoksa bir darbe de oradan mı yiyor yüreğin?
Her kelimesi kulağına gelen mısranın
Belki de yakıyor, içini acıtıyor sebepsiz…
Yazan mı suçlu, yazdıran mı? Çalan mı ?
Haykıran mı suçlu aşkını? Nefretini kusan mı ?
Böyle serkeş, yorgun her nefeste o acı tad
Reva mı bize be üstad?
Olamazsın sen pembe düşlerin kahramanı
Kim sevebilir sualsiz, kabullenir dünyanı?
Gidecekse zaten bir gün gelen
Hiç olmasa yeğdir tek bir bekleyen
Zor olan beklemek üstad, inanmak verilen söze
Ey Allahsız! Tutmayacağın kelamı getirme bari dile!
Sevenin ahı tutar derler ya hani
Ne ah edecek sebep, ne vah edecek gerçek kaldı geriye…
Üç beş satır, üç beş kelam
Sonra devam, aynı tas aynı hamam…
Karşında kalan gecenin zifiri karanlığı, dağ gibi çekirdek yığını
Bir de in cin eşlik eden her saniyene
Sen kimsin, ben kimim?
Mutlu mesut yaşamak kimin haddine?
Ama üstad sanma bilen yok halini
Delikanlı adamsın vesselam severler seni
Bilmeseler de dik duruşun ardındaki enkazı
Görmeseler de akıttığın yaşları içine
Vefasız yarin acısını solumasalar da her nefeste
Unutsalar da nihayetinde insan olduğunu…
Bilirler seni, öyle diyorlar işte!
Buyur , geceyi sabah ettin yine bir başına
Budur senin hayatın alış Allah aşkına
Sığmasa da sustukların, yuttukların içine
Görmesen de tebessüm, bir tatlı dil kendine
Büyük adamsın, üstad bir baksana haline
Halledersin sen elbet, hayat bu üç beş sene…
Alper ÇELİK
|
|