|
|
|
|
|
Yine bir Pazar akşamı, yine yalnız, yine karanlık… Her saniye ölüm gibi acı veriyor, karanlık nefretini haykırıyor hayatın… Derin sessizlik çıldırtırcasına işliyor benliğine. Yalnız bir kalem, bir kağıt var paylaşan yalnızlığını. Çaresizlik pınarına dönmüş gözlerle bakıyorsun hayata… Hep içine akmış yaşlar; kurşun misali delik deşik, paramparça etmiş kalbini. Tutunacağın tek bir dal, sarılacağın tek bir yar olmaksızın yaşamak zorunda kalmışsın… Her yeni gün, her geçen dün ardından lanet okumuşsun doğduğun düne. Hıçkırmışsın, boğazında düğümlenmiş söyleyemediklerin, ciğerinde alevlenmiş söndüremediklerin. Gençliğin anlamını bilmeden, yuva nedir görmeden çıkmışsın o yorucu, acımasız, zalim hayat yolculuğuna… Yıpranmışsın günden güne, hiçler uğruna. Kimse anlamamış neden sustuğunu, kan kusmuşsun senelerce. Düşünemez, hissedemez olmuşsun. Ne acının ne nefretin ne aşkın anlamı kalmış yüreğinde. Ölmeden gömülmüşsün bir kere. Gecenin nöbetçisi, hüzünlerin bekçisi olmuşsun. Acı melodileri bestelemiş yapraklar, en karanlık gölgelerin sahibi olmuş parıldayan yıldızlar. Her atılan adım sonuçsuz kalmış, her içtiğin yudum içini yakmış. Haram olmuş mutluluk, yalan olmuş tüm gerçek bildiğin. Yeri gelmiş bir çocuk gibi aldanmışsın sıcaklığına gözlerin. Dünyalar dediğin bir damladan, canın bildiğin bir hayalden ibaretmiş meğer. Başrolde oynamışsın mühürlü bir kaderi. İlk adımından beri başı belli sonu belli… Bedeninin daha fazla yaşamaya kalmamış mecali. Ve bir darbe daha yemişsin, bir hançer daha saplanmış dünyana… Böyle bir Pazar akşamı daha zulmüne uğratmış seni. Bir mum gibi tükenmekte olan hayatının alevleri canlanmış. Yaklaşmışsın ölümün soğuk makamına bir adım daha. Ve karanlığın içine dalıp kaybolmuşsun bir başına…
Alper... |
|